Edebiyat Platformu

Kahvemizi yudumlarken ciddi konulardan bir nebze uzaklaşıp kültür-sanat, teknoloji, ilişkiler gibi hayata dair konuları konuşuyor, öneri alıyoruz

Re: Edebiyat Platformu

Mesajgönderen fikirdenadam » 07 Ağu 2014 11:39

facebook
twitter
gplus

"Hayatın sunduğu zevkler bile, beni teselli etmek yerine acı veriyor, onu kaybetmenin üzüntüsünü ikiye katlıyorlar. Biz her şeyin iki yarısıydık: Sanki onun payını çalıyormuşum gibi geliyor."

Montaigne, Denemeler, Dostluk Üzerine
fikirdenadam
 
Mesajlar: 1
Kayıt: 23 Tem 2014 07:36

Re: Edebiyat Platformu

Mesajgönderen Kynetsu » 07 Ağu 2014 18:17

facebook
twitter
gplus

O (Hz.Muhammed), özlemini duyduğu dünyayı Adiy b. Hatem'e "...bir kadının tek başına Kadisiye'den Mekke'ye kadar yolculuk yapabileceği bir dünya..." olarak anlatmıştır.

Siyeri Farklı Okumak-M. Azimli s.244
Kullanıcı avatarı
Kynetsu
 
Mesajlar: 462
Kayıt: 16 Ağu 2013 18:22

Re: Edebiyat Platformu

Mesajgönderen bir adem » 07 Ağu 2014 19:19

facebook
twitter
gplus

Kynetsu yazdı:O (Hz.Muhammed), özlemini duyduğu dünyayı Adiy b. Hatem'e "...bir kadının tek başına Kadisiye'den Mekke'ye kadar yolculuk yapabileceği bir dünya..." olarak anlatmıştır.

Siyeri Farklı Okumak-M. Azimli s.244

ve fıkhımıza göre kadının yalnız başına seferi sayılacak mesafeye yolculuğu haramdır :S
hududunu ahududu bahçesi yaptım, geçişte tatlı yedim, kaçışta çite çarptım.
hz. kierkegaard (k.s) nin yolu üzere inşeallah

BİRRUH BİDDEM NEFDİK YA ADEM

olum engelleyin geçin ne uğraşıyonuz :D
bir adem
 
Mesajlar: 2015
Kayıt: 20 Mar 2014 20:36

Re: Edebiyat Platformu

Mesajgönderen cowboyfromhell » 13 Ağu 2014 22:38

facebook
twitter
gplus

Edip Cansever okuyun gençler.

Her yere yetişilir
Hiçbir şeye geç kalınmaz ama
Çocuğum beni bağışla
Ahmet Abi sen de bağışla
Boynu bükük duruyorsam eğer
İçimden öyle geldiği için değil
Ama hiç değil
Ah güzel Ahmet abim benim
İnsan yaşadığı yere benzer
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa
Toprağını iten çiçeğe
Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine
Konyanın beyaz
Antebin kırmızı düzlüğüne benzer
Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir
Denize benzer ki dalgalıdır bakışları
Evlerine, sokaklarına, köşebaşlarına
Öylesine benzer ki
Ve avlularına
(Bir kuyu halkasıyla sıkıştırılmıştır kalbi)
Ve sözlerine
(Yani bir cep aynası alım-satımına belki)
Ve bir gün birinin adres sormasına benzer
Sorarken sorarken üzünçlü bir görüntüsüne
Camcının cam kesmesine, dülgerin rende tutmasına
Öyle bir cıgara yakımına, birinin gazoz açmasına
Minibüslerine, gecekondularına
Hasretine, yalanına benzer
Anısı işsizliktir
Acısı bilincidir
Bıçağı gözyaşlarıdır kurumakta olan
Gülemiyorsun ya, gülmek
Bir halk gülüyorsa gülmektir

Ne kadar benziyoruz Türkiye'ye Ahmet Abi.
Bir güzel kadeh tutuşun vardı eskiden
Dirseğin iskemleye dayalı
-- Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim ben --
Cıgara paketinde yazılar resimler
Resimler: cezaevleri
Resimler: özlem
Resimler: eskidenberi
Ve bir kaşın yukarı kalkık
Sevmen acele
Dostluğun çabuk
Bakıyorum da simdi
O kadeh bir küfür gibi duruyor elinde.
Ve zaman dediğimiz nedir ki Ahmet Abi
Biz eskiden seninle
İstasyonları dolaşırdık bir bir
O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar
Nazilli kokardı
Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası
Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında
Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen
Kadının ütülü patiskalardan bir teni
Upuzun boynu
Kirpikleri
Ve sana Ahmet Abi
uzaktan uzaktan domates peynir keserdi sanki
Sofranı kurardı
Elini bir suya koyar gibi kalbinden akana koyardı
Cezaevlerine düşsen cıgaranı getirirdi
Çocuklar doğururdu
Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar büyüyecek
O çocuklar...
Bilmezlikten gelme Ahmet Abi
Umudu dürt
Umutsuzluğu yatıştır
Diyeceğim şu ki
Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
Çocuklar, kadınlar, erkekler
Trenler tıklım tıklım
Trenler cepheye giden trenler gibi
İşçiler
Almanya yolcusu işçiler
Kadınlar
Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
Ellerinde bavullar, fileler
Kolonyalar, su şişeleri, paketler
Onlar ki, hepsi
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
İşte o kadar.
Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar
Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar
Mendilimde kan sesleri.

Edip CANSEVER
“Çağımızın,tasviri nesneye, kopyayı aslına, temsili gerçekliğe, dış görünüşü öze tercih ettiğinden kuşku yoktur.Çağımız için kutsal olan tek şey yanılsama, kutsal olmayan tek şey ise hakikattir."

Feuerbach
Kullanıcı avatarı
cowboyfromhell
 
Mesajlar: 1219
Kayıt: 16 Tem 2013 00:06

Re: Edebiyat Platformu

Mesajgönderen muhibbi » 08 Eyl 2014 11:56

facebook
twitter
gplus

Sana Bir Tanrı Getirdim

Hani o iki kişilik dünyalar bizimdi
Hani sen iyiydin
Halden anlardın
Hani sen git demiyecektin bana
Ve ben herşeye rağmen gelecektim
İçimde bir umut
Ellerimde olgun meyvalar
Dünya nimetleri
Gözlerimde yanıp yanıp sönen bir pırıltı
Ama ne sen gel dedin
Ne de ben gelebildim herşeye rağmen
Aşkımız ayrılıklarla başladı

Deli dolu akan nehirlerden tas tas sular içtik
Öyle ateşlerle doluydu yüreklerimiz öyle tutkundu
Karlı dağların serinliğinde uyurduk geceleri
Deniz fenerinin ışığında yıkanırdık
Köpükten bir çalkantıydı içimizde zaman
Ne yana baksak denizdi, maviydi, ışıktı
Sonra bir çaresizlikti zifir
Akıntıya kapılmış gemiler gibiydik

Bir org çalınır gibi yanıbaşımızda
Öyle kendinden geçmiş, öyle başıboş
Öyle derin duygular içindeydik, anlatılmaz
Sarhoş rüzgarlara bıraktık kendimizi
Aldığını geri vermez dalgalara
Görmediğimiz ülkeler gördük gün doğusunda
Tatmadığımız yemişlerden tattık; günahkar olduk
Alevden bir tasta eridi günler
Bir cehennem ateşiydi aşk içimizde
Hiç sönmeyecekmiş gibi yanıyorduk

Tutsaklığımız nasıl başladı bilinmez
Paslı demir kapılar kapandı üstümüze
Taş duvarlarda kayboldu boğuk seslerimiz
Çaresizliğimizi bize aynalar söyledi, inanmadık
Kuşatıldık ansızın kederle, ayrılıkla
Aman vermez karanlıklar sardı dört yanımızı
Yalnızlık bir ağrı gibi çöktü başımıza
Uyuduk bir daha uyanamadık

Şimdi bir kutup var sana çeker beni
Bir kutup var senden öteye
Ben onun için böyle ortalıklarda kaldım
Dağ yollarında, caddelerde, sokaklarda
Onun için bulup bulup yitirdim seni
Hangi kapıyı çaldıysam sen açtın bana
Hangi gözümü yumduysam seni gördüm
Zamandın, zamandan öte bir şeydin
Yıllarca bir meşale gibi yandın uzaklarda

Bu manyetik alanda boğulmam senin yüzünden
Bu zincirleri sen vurdun ellerime
Sen getirdin bunca karanlıkları
Al şunu mum yak
Korkuyorum
Bir taş aldım attım denize
Günahlarımdan kurtuldum
Alfabenin yirmisekizinci harfindeyim
Öteye gidemem
İtme beni

Benim de bir insan tarafım vardı
Bakma böyle kötü olduğuma
Benim de dileklerim vardı
Benim de bir beklediğim vardı yaşamaktan
Yeter artık vurma yüzüme çirkinliğimi
Her gün bir kadın ağlar benim yüzümde
Büyük dertler için benim ellerim
Anlamıyor musun
Sen sevildiğin için güzelsin bu kadar
Ben sevilmediğimden böyle çirkinim

Bütün kötü yerlerde ben korkarım
Biliyorum
Bir hayvan leşiyim öleli kırk gün olmuş
Fabrika bacalarında bir kara dumanım
Zehirim akrep kuyruklarında
Kötüyüm sevemediğin kadar
Öyle fenayım
Kapanmış bıçak yaralarında
Bu pis çöp tenekelerinde unut beni
Unut artık
Bayat bir ekmek gibi
Çürümüş bir elma gibi

Sarı badanalı evlerde kazanlar kaynar
Sarı badanalı evlerde günahlar işlenir her gece
Sarı badanalı evlerde ölüler yıkanır
Sarı badanalı evleri sev biraz
Bu evlerde zaman benim akşamlarımdır yitirilmiş
Bu kazanlarda benim gözbebeklerimdir kaynayan
Bu sarılarda benim yüreğim bir ölür, bir dirilir
Anladım
Bu dünyada benden başka kimse yok beni anlayan

Tosca'dan bir arya hatırlıyorum şimdi
Sus biraz
Ensemde bir akrep yürüyor
Bırak yürüsün
Sabaha asacaklar beni
Dokunma
Yedi canım vardı, ikisi gitsin
Bunca ölümler az gelir bana

Kalbimi yardım
Bir damla kan aktı
Kutuplara kar yağıyordu
Üşüdüm
Failatun vezniyle seni çağırıyorum
Bana imbiklenmiş yeşilliğini getir
Dur gitme
Beş kuruşum vardı kaybettim
Dur gitme
Isırgan otlarından kurtar beni

Deniz analarının gözlerini çaldım
Sana bakmak için
Güneşi üçe böldüm
Al biri senin olsun
Yüzümde beş bıçak yarası var
Bir de sen vur
Barut kokusunu severim
Bir portakalı dilim dilim soy
Acıktım
Tut ki ben yoğum artık yeryüzünde
Tut ki bir marul yaprağıydım
Öldüm

Al şu serçe parmağım sende kalsın
Ben kötüyüm
Allahsızım
Korkunç çirkinim
Ben seksensekizinci tul dairesiyim
Sağ gözümün üç kirpiğini kestim
Al
Ben lanetlendim

Chopin'in cenaze marşı çalınıyor
Ölüler ayağa kalktı
Görüyor musun
Şu soldan ikinci benim
Senin yüzünden öldüm
Şimdi seni getiriyorlar karanlığıma
Ağlıyorum
Biraz sev beni
Gül biraz
Yaklaş biraz
Seni affediyorum

Kuşkonmaz dallarına astım kendimi
Sedir ağaçlarına gül yapraklarına
Başımı taşlara vurdum
Gözbebeklerimde büyük camlar parçalandı
Tanrısal duygular içindeydim
Bütün tanrısızlığımdan uzakta
Bir kemiklerinin sertliğini aldım
Bir teninin aklığını
Sonra sıcaklığını dudaklarının
Gel bak
Sana bir tanrı getirdim
Gel bak
Bir tanrı yarattım senden
Ümit Yaşar OĞUZCAN.
''Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım, ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık arasındaki, savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde Kalın kafalı çoğunluğun öfkesinde hedef olarak yaşadım."
muhibbi
 
Mesajlar: 1491
Kayıt: 03 Oca 2014 17:47

Re: Edebiyat Platformu

Mesajgönderen usescrt » 12 Eyl 2014 15:15

facebook
twitter
gplus

Allah,kadını şair için yaratmış olsa bile
milyonca kadın adına yazılmış şiirlerden habersiz
şiir suratlı adamlara gitti, şair ortada kaldı..

uses
http://usescrt7.blogspot.com.tr

'' innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn ''
Kullanıcı avatarı
usescrt
 
Mesajlar: 2745
Kayıt: 11 Tem 2013 23:12

Re: Edebiyat Platformu

Mesajgönderen tornacı veysel » 14 Eyl 2014 01:02

facebook
twitter
gplus

"Din bütün insanlara gerekli olsaydı, bütün insanlar tarafından anlaşılır olurdu. Eğer bu din, insanlar için en önemli şey olsaydı, Allah'ın iyiliğinin, dinin onlar için her şeyden daha açık, daha belirli, daha olumlu olmasını istemesi gerekirdi. İnsanların esenliği için bu kadar esaslı olan bu şeyin, yani dinin, insanların en az akıl erdirdiği ve bilginlerinin yüzyıllardan beri, en çok mücadelede bulunduğu bir şey olması şaşırtıcı değil midir? Vahiy indirmek tenezzülünde bulunan bir Allah'ın amaçlarını, arzularını yanlış anladıkları gerekçesiyle, aynı dinin rahipleri, imamları bile aralarında ittifak etmeyi şimdiye kadar başaramamışlardır."- Jean MESLIER, Sağduyu, Tanrısızlığın İlmihali
tornacı veysel
 
Mesajlar: 459
Kayıt: 11 Tem 2014 14:06

Re: Edebiyat Platformu

Mesajgönderen tornacı veysel » 14 Eyl 2014 15:12

facebook
twitter
gplus

Ey bunca zamandır bize te'dip eden Allah
Ey alem-i İslam'ı ezen, inleten Allah,
Bizler ki senin va'd-i İlahine inandık
Bizler ki bin üçyüz bu kadar yıl Seni andık
Bizler ki beşer bir sürü ma'buda (tanrıya) taparken
Yıktık o yaman şirki, devirdik ebediyyen
Bizler ki birer hamlede evhamı bitirdik
Mabedlere ma'budu Hakikiyi getirdik
Bizler ki senin ismini dünyaya tanıttık


Gördükse mükafatını, ya Rab, yeter artık
Çektirmediğin hangi elem, hangi ezadır
Her anı hayatın bize bir ruz-u cezadır (ceza günü)
Ecdadımın kanları seller gibi akmış;
Maksatları dininle beraber yaşamakmış;
Evladı da kurban olacakmış; bu uğurda
Olsun yine lakin bu ışık yoksulu yurda
Bir hur-u nazar yok mu ki baksın bacasından?
Bir yıldız ilahi bu ne zulme, (karanlık) bu ne zindan



- Mehmet Akif ERSOY
tornacı veysel
 
Mesajlar: 459
Kayıt: 11 Tem 2014 14:06

Re: Edebiyat Platformu

Mesajgönderen muhibbi » 15 Eyl 2014 15:33

facebook
twitter
gplus

"Ah, benim adımdan nefret ediliyor,
Ah, yaz gününde hava sıcakken,
Kokan kuşlardan fazla.
Ah, benim adımdan nefret ediliyor,
Ah, bataklıklarda avlanan,
Balıkçıların kokusundan fazla.
Ah, benim adımdan nefret ediliyor,
Ah, kocasına hakkında yalan söylenen
kadından fazla.
Şimdi kiminle konuşabilirim?
Kardeşler kötü,
Bugünün arkadaşları sevgi bilmiyor.
Şimdi kimle konuşabilirim?
Kibar insanlar yok oldu;
Her yerde kaba yüzlüler var.
Şimdi kimle konuşabilirim?
Bezginlikle yıldım,İnanç sahibi tek arkadaşım yok.
Şimdi kimle konuşabilirim?
Ülkeyi kötülük kasıp kavuruyor;
Sonu da yok.
Bugün karşıma çıkan ölüm:
Hasta birinin iyileşmesi gibi,
Hastalıktan sonra bahçeye çıkmak gibi.
Bugün karşıma çıkan ölüm:
Mürrüsafi otunun güzel kokusu gibi,
İyi bir rüzgarda yelken altında olmak gibi.
Bugün karşıma çıkan ölüm:
Bir çayın yatağı gibi,
Bir adamın savaş kadırgasından evine dönüşü gibi.
Bugün karşıma çıkan ölüm:
Bir adamın nicedir özlediği evi gibi,
Yıllar süren esirlikten sonra,
Ötede olan kişi
Yaşayan tanrı gibi suçluyu yakalayacak,
kötülere cezasını verecek.
Ötede olan kişi,
Gök teknesinde dikilip,
Tapınaklara en seçkin kurbanları verdirtecek,Ötede olan kişi
Re'ye dua etmekten söz ettiğinde
Reddedilemeyen kişi olacak."
(İÖ y. 2000)
''Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım, ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık arasındaki, savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde Kalın kafalı çoğunluğun öfkesinde hedef olarak yaşadım."
muhibbi
 
Mesajlar: 1491
Kayıt: 03 Oca 2014 17:47

Re: Edebiyat Platformu

Mesajgönderen sonkiucdort » 28 Eyl 2014 02:05

facebook
twitter
gplus

finalinde, gülerken ağzımdan salyalar akıyodu(ciddiyim)


Ekrem Bey

Noter memuru Ekrem Bey oldukça asık suratlı biriydi. Kimseye selam vermezdi, bir kere güldüğünü görmedik, kendisine soru sorulmadığı sürece cevap vermezdi. Sadece işini yapardı, yalnız yaşadığı ve hiç evlenmediği söyleniyordu. Söyleniyordu diyorum çünkü kimseyi evine davet etmemişti. Bir kere olsun bir akrabası, tanıdığı, arkadaşı ziyaretine gelmemişti. Yüzünde adeta birer yara gibi duran ve nefretle bakan iki küçük gözü, dudaklarını kapatmayan kenarı sarı ince bir bıyığı, sık sık diliyle ıslattığı ama sürekli kuru, kuru olduğu için de yaralı dudakları, sağlıksız dişleri ve özenle taranmış seyrek sarı-gri saçları vardı. İnsanlara tiksinerek bakıyor gibiydi. Ne konuşursa konuşsun küfür gibi dökülüyordu dudaklarından. Hoş, dedim ya pek konuşmazdı kendisi. “Evrakları ver” , “mühür eksik” , “şuraya imza atın” , “fotokopi olmaz, aslı gerekli” söyledikleri sadece bunlardan ibaretti. Bir gün işe geç kaldığı, mazeret gösterip gelmediği yoktu. Bu düzeni insanın sinirine dokunuyordu. Öğle aralarında ise çalışma arkadaşları ile birlikte yemek yemez, çay içmezdi. Kıyafetine gelince, kıyafeti adeta onun bir organı gibiydi; üzerindeki ceketin, kravatın, gömleğin, ayakkabının bir kere değiştiğini görmedim. Tıpkı dudaklarında sürekli yanan sigara gibi. Sigarası yanmasına karşın bana hep aynı uzunlukta gibi gelirdi, hiç bitmiyormuş gibiydi. Sanki dondurulmuş gibiydi Ekrem Bey.

Ekrem Bey’i görene kadar nasıl da gamsız bir adamdım.

…O gün cumaydı. İşlerim pazartesiye kalmıştı. Gece eve geldim. İç sıkıntım hala geçmemişti. Ekrem ne yapıyordu acaba şimdi? Kesin çok kötü çeken bir radyosu vardır. Fasıl dinlerken belki bir kadeh rakı içiyordur. Çiçekleriyle konuşuyordur yalnızlıktan. Eski karısının resmine bakıp hüzünleniyordur, ya da evlenmemiş olabilir. Ama sevmiştir bir kadını, ondan başkasına da el sürmemiştir bir daha. Öyle ya insan sevmeden yapamaz ki. Onu düşünüyordur kesin. Hayvan sevecek adam değil bu herif. Belki en fazla bir kanaryası vardır. “Seni de kafese kapattık ha” diye konuşuyordur kuşuyla, kafesteki kuşa benzetiyordur hayatını. Ya da aynalarla kavga ediyordur. Kızıyordur kendine hiçbir şeyi sevemediği için. Ölüp gidecek Ekrem, kimse kaldırmayacak cenazesini. Bir kişi iyi anmayacak onu, bir anı anlatılmayacak arkasından. Şu dünyadan bir iz, bir tebessüm bırakmadan çekip gidecek. Ekrem’e acıyorum ama ben farklı mıyım? Daha beterim be, daha beterim! Ben de yalnız geldim yalnız gidicem. Fakat Ekrem gibi onurlu da gitmem. Bir gün daha yaşayayım diye sauna eşofmanlarla koşa koşa, sağlıklı besine, bitki çaylarına dadana dadana, haplarımın saatlerine dikkat ede ede bir zavallı gibi giderim bu hayattan. Onun yaşında olsam bırak sigarayı ağzından düşürmemeyi, elektronik sigaranın abonesi olurum. Öyle çekerim ki nikotin kokulu su buharını içime sigaranın ampulü patlar. O yaşta öyle sıkıcı yerde çalışmak mı, o takım elbiseleri giymek mi? 78 yaşında “daha gencim lan ben” diyerek ayağımda konverslerle ölücem. Ebemi s.ktin Ekrem, hüzne gark ettin beni gece gece. Nerden girdin hayatıma Ekrem? Bu onurunu koruyarak ölüme yürümek de ne böyle, neyin hesabını soruyorsun bizden, varlığınla küfür ediyorsun bize, aşağılık hayatımızı yüzümüze vurarak neyin intikamını alıyorsun? Verdiğin mesajı niye ben alıyorum bir tek?

Pazartesi belgelerimi tamamlayıp notere gittim. Ekrem Bey yine aynıydı. Belgelerimi tamamlarken “hafta sonu ne yaptınız Ekrem Bey” diye sordum. Şaşırmadı, bir kere bakıp “sizi ilgilendirmez” dedi. İmzalıycam yerleri gösterirken, “hükümet hakkında neler düşünüyorsunuz” dedim. “Laubalilikten hoşlanmam” dedi. İmzalarken “sululuk yaptığımı sanmıyorum, sadece bir konuda fikrinizi sordum” diye söylendim. “Şunları imzalatın noter beye sonra getirin” dedi. Dediğini yaptım. “Karınızı özlüyor musunuz?” dedim belgeleri verirken. Sinirlendi. “İşleminiz tamam, gidebilirsiniz” dedi. Belgeleri alıp çıktım.

Ekrem Bey ben gidince çayının altına yine o kestiği kurulama kâğıtlarından koydu ve elini mendiline sildi. Öğle yemeğine yine tek çıktı. Mor benli suratı olan çocuk yine dosyalar getirdi, boyunluklu kadın yine konuşmaya devam etti, yazıcının cızırtısı hiç susmadı, ıstampalar da öyle… 27 yıldır kurduğu cümleleri yine kurdu. “Mühür eksik” , “şuraya imza atın” , “fotokopi olmaz, aslı gerekli”… Akşam beş olunca yine her zamanki gibi herkes çıktıktan sonra masasını sildi. Yarın yapılacak işleri dosyaladı. Yeşil kutu içindeki turuncu süngerine bir parmak su döktü. Ceketini giyip, çantasını alarak binanın kapısını kilitledi.

Bahçede arkasından seslendim. Dönüp şaşırmadan suratıma baktı. “Gözlerime bakın Ekrem Bey. Çıktığımdan beri ağlıyorum. Kan çanağı oldular!” diye haykırdım. “Delirmişsiniz siz!” diye dişlerini sıkıp, arkasını döndü, gitmeye yeltendi. Kolundan tutup, “benimle konuşmak zorundasınız” diye geri çektim. “Sakın bana bir daha dokunma” diyerek parmağını salladı. “Nasıl bu kadar kendini yüksekte görüyorsun? Ne istiyorsun insanlardan?” diye bağrındım arkasından. Hızlı hızlı yürüyerek “kimseden bir şey istemiyorum, bırak peşimi!” diye bağırdı. Sinirlenmesi hoşuma gitmişti ama daha fazlasını istiyordum. “Bırakmazsam ne yaparsın….. Döver misin? Bir tepki ver be adam. Kimse yaşamdan böyle sessizce, hiçbir şeye karışmadan gidecek lükse sahip değildir” diyerek tekrar kolundan geriye çektim. Çantasını kucaklayıp elimden kurtulmaya çalıştı. Yere düştüm. Pantolonundan kendime doğru çekip gitmesini engellerken sıyrıldı pantolonu. Sarı, dapdar, üstünde Sünger Bob resmi olan kilotunu gördüğüm anda, “or.spu çocuğuuuuu!” diye bağırarak tekmeler savurdum. G.tünü toplayarak, koşa koşa kaçmasını ağlayarak oturduğum yerden izledim. Gözden kayboldu.

Umut SARIKAYA / UYKUSUZ, 30 Ocak 2008, sayı–22
Kullanıcı avatarı
sonkiucdort
 
Mesajlar: 891
Kayıt: 20 Tem 2013 06:17

ÖncekiSonraki

Dön VekilSiz Kahve