tasavvuf: ne yolu

Din ve Felsefe üzerine fikir alışverişinde bulunuyoruz

Re: tasavvuf: ne yolu

Mesajgönderen Mecruh » 15 Nis 2015 19:53

facebook
twitter
gplus

yazyagmuru yazdı:"Rabbim lütfetti ve bana iman nasip eyledi, muhakkak ki bundan imtihan olunacağım" diye düşünüyor ve her daim Sübhan Allah'a bu ihsanı için hamd ediyorum.


Arkadaş sen şu şekilde düşünen biriyse zaten Allah'ın ihsan verdiği kullardan olmuşsun demektir. Helal olsun, Allah muvaffak eylesin. Tasavvuf zaten etiket işi değil, kalbin doğru olsun yeter.
حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ

Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.
Kullanıcı avatarı
Mecruh
 
Mesajlar: 1344
Kayıt: 14 Tem 2013 01:01

Re: tasavvuf: ne yolu

Mesajgönderen sfu » 15 Nis 2015 21:32

facebook
twitter
gplus

Mecruh yazdı:
sfu yazdı:
Mecruh yazdı:Bakara, 112 "Hayır, öyle değil! Kim "ihsan" derecesine yükselerek özünü Allah'a teslim ederse, onun mükâfatı Rabbinin katındadır. Artık onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir."

Delil isteyen arkadaş buyur. İnsan-ı Kamil veya halk arasında Anadolu'da Ermiş/Eren olarak adlandırılan insanlatla alakalı bir ayet.

Ben Bakara 79'dan bahsederken apaçık olan "eliyle kitap yazıp bu allahtandır" diyenlere lanet edilirken işine gelmediği için ayetin önüne arkasına bakıp o yahudiler için inmiştir diyorsun ama kendi verdiğin ayette yahudilerin ve hristiyanların "bizden başkası cennete giremeyecek" iddiasına karşı inen bu ayeti, "kim allaha kulluk edip ona teslim olursa kurtuluşa erer" mesajını tasavvufa çağrı olarak yorumluyorsun. Hem de içine "ihsan" derecesi ekleyerek güya allahın insandan ermesini beklediğini ima ederek.


Yani? Sence anlamda ne fark oldu? İhsan sahibi olmak için ruhu terbiye etmek gerekmiyor?

Yanisi allah bana yönelirseniz kurtulursunuz diyor. Uçup kaçmalara, ilham adı altında vahiy almalara, uykuyla uyanıklık arasında dünyanın çeşitli yerlerini dolaşmalara gerek yok. Bunları iddia edenleri yalanlamakta da bir sorun yok.
sfu
 
Mesajlar: 94
Kayıt: 10 Nis 2014 02:14

Re: tasavvuf: ne yolu

Mesajgönderen bir adem » 15 Nis 2015 21:41

facebook
twitter
gplus

Küçük cihaddan büyük cihad a dönme hadisini de unutmayın yalniz
hududunu ahududu bahçesi yaptım, geçişte tatlı yedim, kaçışta çite çarptım.
hz. kierkegaard (k.s) nin yolu üzere inşeallah

BİRRUH BİDDEM NEFDİK YA ADEM

olum engelleyin geçin ne uğraşıyonuz :D
bir adem
 
Mesajlar: 2015
Kayıt: 20 Mar 2014 20:36

Re: tasavvuf: ne yolu

Mesajgönderen Mecruh » 15 Nis 2015 22:06

facebook
twitter
gplus

sfu yazdı:Yanisi allah bana yönelirseniz kurtulursunuz diyor. Uçup kaçmalara, ilham adı altında vahiy almalara, uykuyla uyanıklık arasında dünyanın çeşitli yerlerini dolaşmalara gerek yok. Bunları iddia edenleri yalanlamakta da bir sorun yok.


Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Ahmet Yesevi... Ve niceleri...

Bunları duyunca senin aklına harbiden medyanın gözüne soka soka aşıladığı sahtekar insanlar mı geliyor?
حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ

Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.
Kullanıcı avatarı
Mecruh
 
Mesajlar: 1344
Kayıt: 14 Tem 2013 01:01

Re: tasavvuf: ne yolu

Mesajgönderen Mecruh » 15 Nis 2015 22:10

facebook
twitter
gplus

Malum şahıs tarafından müşriklikle suçlanan Mevleviler... Çanakkale'ye şehit olmaya giderken.

https://www.google.com.tr/search?q=mevl ... B400%3B257
حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ

Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.
Kullanıcı avatarı
Mecruh
 
Mesajlar: 1344
Kayıt: 14 Tem 2013 01:01

Re: tasavvuf: ne yolu

Mesajgönderen sfu » 15 Nis 2015 22:21

facebook
twitter
gplus

Mecruh yazdı:
sfu yazdı:Yanisi allah bana yönelirseniz kurtulursunuz diyor. Uçup kaçmalara, ilham adı altında vahiy almalara, uykuyla uyanıklık arasında dünyanın çeşitli yerlerini dolaşmalara gerek yok. Bunları iddia edenleri yalanlamakta da bir sorun yok.


Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Ahmet Yesevi... Ve niceleri...

Bunları duyunca senin aklına harbiden medyanın gözüne soka soka aşıladığı sahtekar insanlar mı geliyor?

Yazdığı kitabı allah katından inme diye nitelendiren adam benim gözümde sapıktır. Bugün mevlana müzesine koşa koşa ziyarete giden, şebi aruz törenlerinde göz yaşı döken kadınlara daha önce burda yazdığım mesnevideki kadınlara hakaretleri göster ne düşünürler acaba? Diğer sapıkça hikayelere girmiyorum bile.

Diyelim ki mesneviyi biz anlayamadık mevlana çok iyi bir müslümandı bunları söylediğim için ben zarara girmem çünkü kurana göre hareket ediyorum ama siz bunları normal göstererek şirke giriyorsunuz haberiniz yok.

Medyanın mevlanayı aşağıladığına da hiç şahit olmadım aksine her kesimin son derece saygı duyduğu bir isim. Yunus emreyi de cennetle alay eden dizeleri sebebiyle sapıklıkla suçlayabilirim. Diğerleri hakkında ayrıntılı bilgim yok.

Ayrıca mevlevilerin çanakkale savaşına katılması birşey kanıtlamaz o savaşlarda gayri müslim vatandaşlarımız da canlarını vermiştir vatan uğruna.
sfu
 
Mesajlar: 94
Kayıt: 10 Nis 2014 02:14

Re: tasavvuf: ne yolu

Mesajgönderen bayekurt » 16 Nis 2015 08:27

facebook
twitter
gplus

sfu yazdı:
Mecruh yazdı:
sfu yazdı:Yanisi allah bana yönelirseniz kurtulursunuz diyor. Uçup kaçmalara, ilham adı altında vahiy almalara, uykuyla uyanıklık arasında dünyanın çeşitli yerlerini dolaşmalara gerek yok. Bunları iddia edenleri yalanlamakta da bir sorun yok.


Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Ahmet Yesevi... Ve niceleri...

Bunları duyunca senin aklına harbiden medyanın gözüne soka soka aşıladığı sahtekar insanlar mı geliyor?

Yazdığı kitabı allah katından inme diye nitelendiren adam benim gözümde sapıktır. Bugün mevlana müzesine koşa koşa ziyarete giden, şebi aruz törenlerinde göz yaşı döken kadınlara daha önce burda yazdığım mesnevideki kadınlara hakaretleri göster ne düşünürler acaba? Diğer sapıkça hikayelere girmiyorum bile.

Diyelim ki mesneviyi biz anlayamadık mevlana çok iyi bir müslümandı bunları söylediğim için ben zarara girmem çünkü kurana göre hareket ediyorum ama siz bunları normal göstererek şirke giriyorsunuz haberiniz yok.

Medyanın mevlanayı aşağıladığına da hiç şahit olmadım aksine her kesimin son derece saygı duyduğu bir isim. Yunus emreyi de cennetle alay eden dizeleri sebebiyle sapıklıkla suçlayabilirim. Diğerleri hakkında ayrıntılı bilgim yok.

Ayrıca mevlevilerin çanakkale savaşına katılması birşey kanıtlamaz o savaşlarda gayri müslim vatandaşlarımız da canlarını vermiştir vatan uğruna.

Sayın SFU; Yorumsuz bi yazı ekliyorum, sonra vahyi konuşalım,
"Çeviren: Esin Tezer
“Muhammed, Kurân’ı oluşturandır’’. Bu, ünlü İranlı reformcu Abdülkerim Suruş’un gelecek yılın başında yayımlanacak olan kitabı ‘Peygambere Özgü Deneyimin Genişlemesi’nde ne söylediği. Bu görüşle Suruş; bazı en radikal Müslüman reformcudan daha da ileri gidiyor. Zemzem’le olan bir röportajında kitabının önceden tadına varılmasını sağlıyor.
Abdülkerim Suruş, İran reform hareketinin entellektüel lideri olarak kabul edilmektedir. Başlangıçta Humeyni destekçisiydi. Genç İslam Cumhuriyeti’nde aralarında Humeyni’nin kültürel ve eğitimsel reform danışmanlığı da olmak üzere çeşitli resmi görevlerde bulundu. Fakat dini lider çok geçmeden bir despota dönünce, Suruş hayalkırıklığı içerisinde ayrıldı. 90’ların başından beri ‘İslam demokrasisi’ kavramını tartışmaya başlayan ‘cumhuriyetçi’ entellektüeller grubunun bir parçasıdır, fakat sonunda İslam devleti fikrinden tümüyle uzaklaşmıştır.
Suruş’un temel argümanı basittir: ‘Tüm insanların din anlayışı tarihsel ve hatalı olabilir’. Bu fikirle, İran’a özgü dine dayalı yönetimi basite indirgemektedir. Çünkü tüm insanların din anlayışı hatalı olabilir ise; şeriatı Tanrı’nın adıyla uygulamaya kimse hak iddia edemez, İran imam sınıfı bile.
’Peygambere Özgü Deneyimin Genişlemesi’ nde Suruş, dini bilginin hatalı olabilirliği üzerindeki görüşünün kısmen Kurân’a da uygulandığını açıkça belli etmektedir. Suruş, Nasr Hamid Ebu Zeyd ve Muhammed Arkun gibi düşünürlerle Kurân’a tarihsel yaklaşımı savunan küçük bir radikal reformcu gruba aittir. Ancak yeni kitabında pek çok radikal çalışma arkadaşından bir adım önde gitmektedir. Kurân’ın sadece hasıl olmuş tarihsel durumların bir ürünü değil; aynı zamanda tüm insan sınırlamalarıyla Peygamber Muhammed’in zihninin bir ürünü olduğunu iddia etmektedir. Suruş; bunu zaten ortaçağa ait çeşitli düşünürlerin ima ettiklerini, bu fikrin bir yenilik olmadığını söylemektedir.
RÖPORTAJ:
MICHEL HOEBINK: İnancını yitirmiş modern dünyamızda ‘vahiy’ gibi birşeye nasıl anlam kazandırabiliriz?
ABDÜLKERİM SURUŞ: Vahiy, bir ‘ilhamdır’. Peygamberlerinki daha yüksek düzeyde olsa da; o, şair ve mistiklerinkiyle aynı deneyimdir. Vahyi modern çağımızda şiir sanatının mecazını kullanarak anlayabiliriz. Müslüman bir filozofun dediği gibi ‘Vahiy’, daha yüksek bir şiir sanatıdır. Şiir sanatı, bilim veya filozofiden farklı olarak çalışan bir bilgi aracıdır. Şair kendisine dışarıdan gelen bir kaynak tarafından bilgilendirildiğini, birşey aldığını düşünür. Ve şiir sanatı, aynı vahiy gibi bir yetenektir. Bir şair insanlar için yeni ufukları açabilir. O, onların dünyayı farklı bir şekilde görmelerini sağlar.
MH: Sizin bakışınıza göre Kurân, zamanının ürünü olarak düşünülmeli. Bu, metnin üretiminde Peygamberin şahsının aktif ve hatta bütünü oluşturan bir rol oynadığı anlamına mı geliyor?
AS: Geleneksel beyana göre Peygamber sadece bir araçtı, o sadece Cebrail tarafından kendisine ulaştırılan bir mesajı bildirdi. Ancak benim görüşüme göre Peygamber, Kurân’ın üretiminde çok önemli bir rol oynadı. Şiir sanatının mecazı bunu açıklamak için bana yardım ediyor. Peygamber, tıpkı bir şair gibi dışarıdan gelen bir kuvvet tarafından ele geçirildiğini hisseder. Fakat aslında daha da iyidir: Aynı zamanda Peygamber kendisi herşeydir: Yaratıcı ve üretici. İlhamın dışarıdan mı yoksa içeriden mi geldiği sorusu ise gerçekten konuyla ilgili değildir, çünkü vahiy düzeyinde dışarısı veya içerisi arasında fark yoktur. İlham, Peygamberin ÖZÜNDEN gelmektedir. Her kişinin özü ilahidir, fakat Peygamber ilahiliğinin farkına varmış olduğu için diğer insanlardan ayrılır. O, potansiyelini gerçekleştirmiştir. Nefsi Tanrıyla TEK olmuştur. Bu noktada beni yanlış anlamayın: Tanrıyla olan bu ruhsal birleşme, Peygamberin Tanrı haline geldiği manasına gelmez. O, sınırlı ve onun durumuna uygun hale getirilmiş bir birleşmedir. O insan boyutudur, Tanrı’nın boyutu değil. Mistik şair Celaleddin Rumi (Mevlana Celaleddin Rumi) bu çelişkiyi şu sözlerle açıklar: ‘‘Peygamberin Tanrıyla olan birleşmesi aracılığıyla okyanus, bir kavanoza dökülmüştür.’’
Fakat Peygamber bir diğer şekilde vahyin oluşturucusudur da. Tanrıdan aldığı şey, vahyin içeriğidir. Bu içerik her nasılsa insanlara bu şekilde sunulamaz; çünkü o, onların anlayışının ve hatta kelimelerin ötesindedir. O, şekilsizdir ve Peygamberin kişiliğinin aktivitesi onu alınır yapmak için şekilsizi şekillendirmektir. Peygamber ilhamı bir şair gibi bildiği dilde, hakim olduğu stillerde, sahip olduğu imajlarda ve bilgide yeniden aktarır. Fakat kişiliği de metni şekillendirmede önemli bir rol oynar. Onun kişisel tarihi babası, annesi, çocukluğudur. Ve hatta ruh hali. Eğer Kurân’ı okuduysanız; Peygamberin kendini ifade etme şeklinde bazen çok sevinçli, son derece etkili ve güzel söz söylerken; bazı zamanlarda ise sıkılmış ve oldukça sıradan olduğunu hissedersiniz.Bütün bu şeyler Kurân’ın metninde etkisini bırakmıştır. Bu, vahyin tamamen insana ilişkin yönüdür.
MH: Öyleyse Kurân, insana ilişkin bir yöne sahip. Bu, Kurân hatalı olabilir manasına mı geliyor?

AS: Geleneksel bakışta vahiy hatalı olabilir. Fakat şimdilerde vahyin sadece Tanrının özellikleri, ölümden sonraki hayat ve ibadetin kuralları gibi bütünüyle dini hususlarda hatalı olabilirliğini düşünen yorumcular daha da fazla. Onlar vahyin maddesel dünyayla ve insan toplumuyla bağlantılı meselelerde yanlış olabileceğini kabul ediyorlar. Kurân’ın tarihsel olaylar, diğer dini gelenekler ve her tür pratik dünyevi konular hakkında ne söylediği mutlaka doğru olmak zorunda değil. Böyle yorumcular çoğu kez Kurân’daki bu tür hataların peygamberliğe zarar vermediğini, çünkü Peygamberin ‘zamanının insanlarının’ bilgisinin düzeyine ‘indiğini’ ve onlarla ‘zamanının lisanında’ konuştuğunu tartışıyorlar. Ben farklı bir görüşe sahibim. Peygamberin kendi daha iyi bilirken ‘zamanının lisanını’ konuştuğunu düşünmüyorum. O aslında söylediği şeylere inandı. O onun kendi lisanıydı, kendi bilgisiydi ve onun dünya, evren ve insanoğlunun genetiği hakkında etrafındaki insanlardan daha fazla bildiğini düşünmüyorum. Bugün sahip olduğumuz bilgiye sahip değildi. Ve bu, onun peygamberliğine zarar vermez; çünkü o bir peygamberdi, bir bilimadamı veya tarihçi değildi.
MH:Rumi gibi (Mevlana Celaleddin Rumi) ortaçağa ait filozoflardan, mistiklerden bahsediyorsunuz. Kurân üzerindeki görüşleriniz hangi kapsama göre İslam geleneğinde kaynağını buluyor?
AS: Benim pek çok görüşüm ortaçağa ait İslam düşüncesine dayanmaktadır.Bütün insanlarda farklı derecelerde bulunabilen peygamberliğin çok genel birşey olduğu düşüncesi hem Şii İslam’da hem de mistisizmde alışagelmiştir. Büyük Şii ilahiyatçı Şeyh Mufid, Şii imamları peygamberler olarak adlandırmamakta, fakat onlara peygamberler tarafından sahip olunan tüm özellikleri atfetmektedir. Ayrıca mistikler genellikle kendi deneyimlerinin o peygamberlerle aynı olduğuna inanmışlardır. Ve potansiyel olarak hatalı olabilir insan ürünü olan Kurân bilgisi, oluşturulan Kurân’ın Mutezile mezhebinde dolaylı olarak belirtilmektedir. Ortaçağa ait düşünürler böyle fikirleri çoğu kez açık veya sistematik bir tarzda ifade etmemişler, bunun yerine onları gelişigüzel kelamlar veya imalarda saklamaya eğilimli olmuşlardır. Onlar böyle düşüncelerle başa çıkamayan insanlar arasında karışıklık yaratmak istememişlerdir. Örneğin Rumi, (Mevlana Celaleddin Rumi) bir yerde Kurân’ın Peygamberin zihin hallerinin aynası olduğunu belirtir. Rumi’nin açıkça belirttiği şey; Peygamberin kişiliği, değişen ruh halleri ve onun daha kuvvetli ve daha zayıf anlarının Kurân’da yansıtılmasıdır. Rumi’nin oğlu daha da ileri gider.Kitaplarından birinde poligamiye (çok eşle evliliğe)Kurân’da izin verildiğine, çünkü Peygamberin kadınları sevdiğini iddia eder. Takipçilerine dört kadınla evlenmelerini söylemesinin nedeni buydu.
MH: Şii geleneği Kurân’ın insancıllığı üzerindeki düşüncelerinizi geliştirmek için size daha fazla özgürlük veriyor mu?
AS: Sünni İslam’ın, Mutezile’lerin rasyonelist okulunun ve Kurân’ın sonsuza kadar ve yaratılmamış olduğu prensibinin Eşari mezhebi tarafından kötü şekilde bozguna uğratıldığı iyi bilinmektedir. Fakat Şii İslam’da Mutezilelik her nasılsa hayatına devam etmiştir ve zengin filozofik gelenek için bir görgü temeli haline gelmiştir. Oluşturulan Kurân’ın Mutezile prensibi, Şii ilahiyatçılar arasında neredeyse karşı gelinmezdi. Bugün Sünni reformcular Şii görüşüne ve oluşturulmuş Kurân prensibini benimsemeye yakınlaşmaktadırlar. Ancak İran imam sınıfı, Şii geleneğinin filozofik kaynaklarını dini anlayışımıza yeni ufuklar açmak için kullanmada isteksizdir. Onlar dinin muhafazakar anlayışı üzerine güçlerini dayandırmışlardır ve peygamberliğin doğası gibi olan konular üzerindeki tartışmayı açarlarsa herşeyi kaybedebileceklerinin korkusunu yaşarlar.
MH: Çağdaş Müslümanlar için görüşlerinizin ve Kurân’ı ahlak kılavuzu olarak kullanma şeklinin sonuçları nelerdir?

AS: Kurân’ın insan bakışı dinin temel ve raslantısal özellikleri arasında ayrımsamayı mümkün kılar. Dinin bazı kısımları tarihsel ve kültürel olarak belirlenmiştir ve bugün artık güncel konularla ilgili değildir. Örneğin, Kurân’da saptanmış bedensel cezalandırmalarla olan durum budur. Eğer Peygamber başka bir kültürel ortamda yaşasaydı, o cezalandırmalar büyük olasılıkla onun mesajının bir parçası olmayacaktı.Bugün Müslümanla
Müslümanların görevi zamanla Kurân’ın esas mesajını çevirmektir. O, bir atasözünü bir dilden bir diğerine çevirmek gibidir. Siz onu kelime kelime çevirmezsiniz. Aynı ruha sahip, aynı içeriğe sahip, fakat belki de aynı ifade tarzlı başka bir atasözü bulursunuz. Arapçada, ‘O hurmaları Basra’ya taşıyan biri gibidir’ dersiniz. Eğer onu İngilizceye çevirirseniz, ‘O Newcastle’a kömür taşıyor’ dersiniz. Kurân’ın tarihsel, insan bakışı bize bunu yapmaya izin vermektedir. Kurân’ın asıl itibariyle Tanrının oluşturulmamış, başı ve sonu olmayan bir kelâmı olduğu fikrinde ısrar ediyorsanız; kendinizi çözülemeyen bir ikilemde bulursunuz."
bayekurt
 
Mesajlar: 588
Kayıt: 27 Ağu 2014 12:30

Re: tasavvuf: ne yolu

Mesajgönderen bayekurt » 16 Nis 2015 08:32

facebook
twitter
gplus

yazyagmuru yazdı:ben de ma etmiş birisiyim ama bundan kendime bir pay çıkarmıyorum. "Rabbim lütfetti ve bana iman nasip eyledi, muhakkak ki bundan imtihan olunacağım" diye düşünüyor ve her daim Sübhan Allah'a bu ihsanı için hamd ediyorum.
uçup kaçtığım yok, haşa keşif ya da ilham yok (olamaz da), hele tasavvuf zinhar yok. tasavvufu falan boşverin siz, Allah rızasını kazanmanın kesin tek bir yolu var. Rahman'ın yolunda hakkıyla cihad etmek.


her daim tesbih çekiyorsun yani, maaşallah....
bayekurt
 
Mesajlar: 588
Kayıt: 27 Ağu 2014 12:30

Re: tasavvuf: ne yolu

Mesajgönderen yazyagmuru » 16 Nis 2015 12:04

facebook
twitter
gplus

RÖPORTAJ:
MICHEL HOEBINK: İnancını yitirmiş modern dünyamızda ‘vahiy’ gibi birşeye nasıl anlam kazandırabiliriz?
ABDÜLKERİM SURUŞ: Vahiy, bir ‘ilhamdır’. Peygamberlerinki daha yüksek düzeyde olsa da; o, şair ve mistiklerinkiyle aynı deneyimdir. Vahyi modern çağımızda şiir sanatının mecazını kullanarak anlayabiliriz. Müslüman bir filozofun dediği gibi ‘Vahiy’, daha yüksek bir şiir sanatıdır. Şiir sanatı, bilim veya filozofiden farklı olarak çalışan bir bilgi aracıdır. Şair kendisine dışarıdan gelen bir kaynak tarafından bilgilendirildiğini, birşey aldığını düşünür. Ve şiir sanatı, aynı vahiy gibi bir yetenektir. Bir şair insanlar için yeni ufukları açabilir. O, onların dünyayı farklı bir şekilde görmelerini sağlar.

panteist bakış budur. bu İslam değildir. tasavvuf olabilir ama o da tasavvuf ehlini bağlar. müslümanlar olarak bizler eşi, dengi, benzeri ya da ortağı olmaksızın Allah'a, O'nun Kitaplarına, peygamberlerine, meleklerine ve ahiret gününe inanmış/iman etmişizdir.
bizim bazılarına saçma gelen inançlarımız nasıl herkesi bağlamıyorsa; mistik,tasavvufi ya da felsefi saçmalıklar da bizi bağlamaz.
وَتَرَى الْمَلَائِكَةَ حَافِّينَ مِنْ حَوْلِ الْعَرْشِ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَقُضِيَ بَيْنَهُم بِالْحَقِّ وَقِيلَ الْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Kullanıcı avatarı
yazyagmuru
 
Mesajlar: 1295
Kayıt: 13 Tem 2013 11:11
Konum: ankara

Re: tasavvuf: ne yolu

Mesajgönderen Had » 16 Nis 2015 12:53

facebook
twitter
gplus

Biz insanoğlu olarak acı meyilli ve saplantılı yaratılmışız. Acıyı aşmak için ikna olma yollarına gidiyoruz (mesela uyuşturucu gibi) İşte bilme ihtiyacının acıyla birleşen bir tezahürüdür tasavvufun ortaya çıkması. Tasavvuf bunun meyvesi maalesef. Allah bizi neden yarattı nefisi kullanmazsak ne olur? Bizi nereye götürür? Oysa senin bu düşüncelerini bilen ve ona göre seni yaratan bir Allah var. Sence Allah gerçekten Rumi'nin dediği gibi seni bedenden kurtulmak için buraya getirdiyse veya acı çekmeye dayanman için acı çektiriyorsa o zaman bu sınav eksik kalıyor demektir. Zira Allah birtek kulluk için yarattığını söylüyorsa işin içinde buna delalet eden sebepler ve sonuçlar yatar. Yani sadece dayanmak için gelmedik bu dünyaya. Birşeyi aşmak için gelmedik. Çünkü başımıza tatlı hadiseler de geliyor. Güzel olaylar da yaşıyoruz. Nefsimize hoş gelecek olaylar da karşımıza çıkıyor. Biz sadece ve sadece acı veya tatlı sınav edilmek üzere bu dünyaya geldik. Acı tatlı her olayda ne kadar Allah ile beraber oluyoruz bunun sınavı için buradayız ve bu akla yatan, Kur'an'a da uygun olan en mantıklı sebep. Tasavvufda ise sadece acıya dayanmak ve acı sayesinde bir tekamül var. Oysa Firavun, Nemrut hatta daha iyi örnek olan Karun zenginlik ve varlık ile sınandı. Onlar eğer ki fakire fukaraya yardım etseydi Süleyman peygamber gibi zenginliğe rağmen Allah'a kulluk etmiş olacaklardı.
"Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılınız sakın ayrılığa düşmeyiniz."
Al-i İmran 103
Had
 
Mesajlar: 248
Kayıt: 13 Tem 2013 01:04

ÖncekiSonraki

Dön Din & Felsefe
cron